Sik kullanilanlara ekle
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

iSLaMi SiTeSi - Blogcu

iSLaMi SiTeSi

1/4/2007 - GaVSuL-AZaM ReSiMLeR

 

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/2/2007 - NAKŞİBENDİ TARİKATI

NAKŞİBENDİ TARİKATINA GİRMEK İSTEYEN VE OKUMAK İSTEYEN TIKLASIN

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/2/2007 - ANLATAMAM SENİ YA RESÛLALLAH

Dediler bana -Bu dünya O var diye yaratıldı-
Geldim dünyaya, açtım gözlerimi, aradı bu gözler seni
Ama sen yoktun...
Haber göndermişsin
-Kardeşlerime selam olsun- demişsin...
Seni göremeyen kardeşlerine selam
Senden gelen selama can kurban Ya Resûlallah.

Sen ki eşsiz tebessümüyle kalpleri anahtarsız açan,
Sen ki dört mevsim açan gül,
Sen ki bir yavrucağın kuşu ölmüş diye taziyeye giden ince gönül,
Sen ki harbe en önde giden korkusuz cengaver.
Çocukların bile fikrini soran büyük düşünür,
İsmi Allah la yazılacak kadar şereflisin.

Bir hayvan ölüsünden herkes uzaklaşırken
Onun güzel dişlerini görecek göz vardı sende...
Selam vermeyi çok sevmene rağmen
Tembellik yapana bunu layık görmeyecek kadar çalışkandın sen.

Çocuklarla oyun oynayan alçak gönüllü sevgi güneşi,
İki kurbanlığın oğlu olarak asildin sen.
Can düşmanlarının malını emanet ettiği,
Sözüne güvendiği emindin sen

Hz. Yusuf tan güzel, tüm insanlar içinde özeldin sen
İnci dişlerinin arasından çıkanlarla kimsenin incinmediği yürektin sen.

Sen yürüyünce dağlar erirdi, mahlûkat selam verirdi sana,
İftira atanlar üzünce seni melekler öperdi yanaklarından

Münkirler ağlatınca Amine yoktu ki kucaklasın seni?
Abdullah görmedi nasıl cezalandırsın kafirleri?
Ama Rabbin vardı, alemleri senin için yaratan Rabbin...
Miraca çıkardı seni, sevgiliyi görmek herşeye değerdi.

Bahiranın bahçesindeki kuruyu yeşerten sevgili !
Gel ey nebi.
Gönlümün bozkırları seni bekler.
Seni sevmek her ruhun yiyeceği, içeceği,
İlahi aşkın gıdası seni sevmekten geçer.
Benim sevgim nedir ki?
Ayçiçeğinin güneşe olan sevgisi...
Önemli olan güneşin, ayçiçeğine ışık göndermesi.
Sana öylesine muhtacım ki...
Ölesine muhtaç...

YAR DİYARI...

İnce uzun gider yol Yar şehrine,
Yokuşu sır,inişi sır,dizi sır,
Varlığı bir vara verenler yolu,
Yolu o gönül şehri gülistanın..

Koklayanlar tarif edemez imiş,
Yaprağı sır,dikeni sır,dalı sır,
Ne sümbül gibiymiş ne de gül gibi,
Gülü o gönül şehri güliştan..

Tadanların dili oldu lal gibi,
Arısı sır,peteği sır,çiçek sır,
Ne şeker gibiymiş,ne de bal gibi,
Balı o gönül şehri gülistanın..

Gülistan sır,gönül ona pervane,
Fuzuli sır,şirazi sır,Nabi sır,
Ne hoş seda gibi ne de bülbül gibi,
Bülbülü gönül şehri gülistanın...

Her seven içinde gizli bir sultan,
Ülkesi sır,sarayı sır,tahtı sır,
Ne padişah gibi ne de şah gibi,
Şahı o gönül şehri gülistanın...

hicretehli.sitemynet.com

Senin için baktım bu sabah güneşe,
Senin için el salladım güvercinlere,
Senin için koştum sonra caddelere,
Adını haykırmak geldi içimden,geçenlere,
Mutluluktan ağlar mı insan diyenlere...

Senin için ıslandım yağmurun serinlığinde,
Çiçeklerin önünden geçtim,belki rastlarım diye..
Arayıp de bulamadığım o nadide mavi güle,
Senin için uzandım gökkuşağının yedi rengine,
Senin için vurdum sazımın tellerine...

Kimsenin duymadığı en güzel bestelerimi ,
Seni anlatsın diye doladım dilime ,
Geniş mi geniş kainatin ıssız bir yerinde,
Senin adını yazdım dağların eteklerine,
Senin için daldım hiç kurulmamış hayallere...

Yüreğimle baktığım kırları görünce,
Uzaklara koştum papatyalarla el ele,
Taç yaptım yüce sevgilerden yüce dağlara ellerimle,
Ve Seni haykırdım duyan duymayan herkese..

Senin için fidanlar diktim bahçelere,
Boy verdikçe Seni hatırlatsın diye,
Senin çin baktım bu gece gökyüzüne,
En parlak yıldıza gülümsedim gizlice,
İsmin parlasın diye gözlerimde..

Adını yıldızlardan yorgan yaptım kendime,
Sadece Senin sevgin kalsın bende diye,
Sen'i için yaşamak istedim Rabb'im,
Senin için,yaşamak Rabb'im,
Senin için...

hicretehli.sitemynet.com

Kalbim yanlizca seni ister, Seni..


Istemem, verselerde tum dunyayi

Hem kosku, hem sarayi

Sunulsada dunya mali

Kalbim yanlizca seni ister, Seni..



Mecnun misali collerde gezer gibi

Ferhat olup daglari deler gibi

Mevla`na olup doner gibi

Kalbim yanlizca seni ister, Seni..



Bulbulun hasreti gulle son bulur

Collerin hasretidir yagmur

Bu kalbim askinla kavrulur

Kalbim yanlizca seni ister, Seni..



Seher vakti gece ile gunduz kavusunca

Aksam gunes batip, gunduz son bulunca

Gonlum derinden sizlayinca

Kalbim yanlizca seni ister, Seni..



Namelerde herseyi anlatamaz ki

Duygularimi tasvir edemez ki

Bu kalbim dunyayi semez ki

Kalbim yanlizca seni ister, Seni..

islam_gunesi.com.tr.tc

Bir lahza ayrı kalmak gönlüme cefadır YAR,
Rahmet dolu bakışın derdime şifadır YAR,
Küçük bir tebessümün tarifsiz bir sefadır,
Şu fani fırtınada limanın olasın YAR.

Hicranla yanan cana,ne olur gülesin YAR,
Çöle düşen gönlüme hoş feyzini salasın.
Gurbetin ölümümdür,Vuslata alasın YAR,
İnlerim susuzluktan Senki şelalesin YAR..

Karanlık yollarımda yanan mes'alesin YAR,
Kalbime huzur veren görülmemiş lalesin,
Bir ışık demetisin ruhuma halesin YAR,
Esiyor ılgıt-ılgıt meltemin nefesin YAR...

En tatlı nağmelerden daha güzel sesin YAR,
Mutluluk ülkesidir her düştüğüm kafesin,
Çünkü,Sen benimlesin,
Çünkü,Sen her yerdesin YAR..
(C.C.)

hicretehli.sitemynet.com

Umut Yıldızı


Çok eskiden....
Gökteki yıldızlara isimler takardık.
Şimdi yaşım ömrümü çoktan yarıladı.
Çoğu yıldızın adını,bile unuttum.
Ama biri hep aklımda kaldı.
O yüzden sevmiyorum puslu geceyi.
Bulutları,fırtınayı,her gece sonuna kadar.
Açıyorum odamın perdelerini, camlarını
Ve bir gün gelecek ümidiyle,bekliyorum
Yüreğimde .... Büyüttüğüm umut yıldızını..
Ansızın....
Düşer belki bahçemin bir kenarına ,
Ansızın kayarak gökten ,
Biliyormusunuz ?
İnsan hiç usanmıyor
Bu beklemekten....
Haydi....Umut yıldızım...
Gecelerim yine kan ter...
Bir soluk olda doğ geceme
Bu garibi üzme yeter ,
Bu nasıl bir sevdadır bilirmisin ?
Vuslatını göklerde aramak...
Bilirmisin ?
Nasıl bir şeydir...?
Yıllar geçsede , unutmamak
Hep hatırlamak...
İşte ben o esenlik yıldızını...
İşte ben o umudun goncasını arıyorum...
Bende buldum ama..
Bulupta kavuşanlara bin selam yolluyorum.

hicretehli.sitemynet.com

Gel ey sevgili

Ya Resûlallah özledik seni...
Seni çok özledik Ya Resûlallah.
Su kötülüklerle bezenmiş kirletilmiş dünyaya,
Sırtımı dönüp, gözlerimi kapatıp, seni arıyorum
kaybolan yerlerde...
Seni her geçen gün daha çok kaybeden bu ümmetin,
O hâle geldi ki, kâfiri dost bilip İslâm'ı önlerine serdi.
Maksadım şikâyet değil; hüznündeyim Sevgili,
Yokluğunun hüznünde...

Ayaklandı kâfirler...
Gel ey Sultanim...
Sen varken dil uzatamazlardı ne Rabbimize ne de
dinimiz İslâm'a.
Simdi kudurdular, beter oldular.
Rabbimizi inkâr ediyorlar.
Hâlâ İslâm'a çamur atıyorlar.
Ve biliyor musun ey Allah'ın Resulü, elbette görüyorsundur:
Simdi de sana hakaret ediyorlar...
Bunların sonu ne olacak?
Cehenneme sigar mi bunlar?
Yeter mi cehennem ateşi onlara?
Yetmez ya Resûlallah!
Ben onları Rabbime havale ediyorum.
Tıpkı Senin gibi...
Taif'te taşlandığın gün gibi...

Kâbe'de namaz kılarken mübarek başına saçılan pislikleri,
o gün biricik kızın temizlemişti.
Simdi yok Fatımalar ya Resûlallah...
Sana yapılan çirkinlikleri temizleyecek:
Fatımalar yok...
Hamzalar yok...
Ebû Bekirler yok...
Sessiz kaldı ümmetin.
Sesini duyuramadı...
Ve sana sahip çıkamadı ya Resûlallah.

Ey Sevgili, önceden kız çocuklarını gömerlerdi ya
diri diri toprağa...
Onlar masumdu ve ben onları hatırladıkça ağlıyorum.
Yine gömüyorlar kız çocuklarını diri diri toprağa...
Ve simdi anneler, masum olarak değil; günahkâr olarak
gömüyorlar çocuklarını toprağa.
Anneler Seni anlatmıyorlar çocuklarına.
Rabbimizi anlatmıyorlar.
İslâm'ı anlatmıyorlar...
Kur'an okumayı öğretmiyor çocuklarına anneler...
İçim sızlıyor ya Resûlallah.

Sen varken gözünü kırpmadan canini feda ediyordu dostların:
Anam babam sana feda olsun diyerek gözünü kırpmadan ölüme
koşuyordu yiğitlerin.
Senin uğruna, Rabbimin uğruna ve İslâm'ın uğruna simdi kimse
yasamıyor.
Böyle dedim de hepten ümitsiz olmayayım.
Senin ümmetine yakışmaz ümitsizlik...
Ülkemde olmasa da uzaklarda, Rabbi için, senin uğruna
ölenler var ya Resûlallah!

Garip kaldık ya Resûlallah!
Ne olur ümmetinin hakki için Rabbime yalvar da acısın,
merhamet etsin bize.
O seni geri çevirmez
Biliyorum Yüce Rabbim bizi de geri çevirmez ama;
Bizim istemeye yüzümüz kalmadı.
Çünkü biz hakikatten çok uzak kaldık ya Resûlallah!
Biz hangi cezaları hak etmedik ki...
Moda dediler, kız kardeşlerimize pantolon giydirdiler.
Erkekler henüz etek giymedi ama;
Onlar da kız kardeşlerine özenip saçlarını uzattılar.
Kına kokan eller türlü boyalarla süslendi.
Kadınlarımız evinin hanimi olup, yavrusuna annelik
etmek yerine;
Is, ekmek parası dedi, yuvalar yıkıldı.

En kötüsü başörtümüze de el uzattılar ya Resûlallah
Ve ehemmiyeti kalmadı tesettürün...
Amacım şikâyet değil sana ey Sevgili!
Acım büyük...
Yokluğunun hüznündeyim.
Çare değil hiç bir şey.
Çünkü anlatamıyorum, dinlemiyorlar beni ya Resûlallah!
Onlar Rabbimin de dediği gibi hem kör, hem sağır,
hem de kalpleri katılaşmış...
Yazık oldu bu ümmete.
Sen sahip çık bize.
Şefaatini esirgeme ya Resûlallah.

Yüce Rabbim: "Habibim!" dedi sana.
Senin aşkına yarattı on sekiz bin âlemi...
Sen olmasaydın yaratmazdım dedi.
Âlemlere rahmetsin sen...
Hatem'ül Enbiyasın.
Gönüllerin sultanisin.
Rabbimizin Sevgilisi.
Bize de merhamet dile Rabbimden.

Biz göremedik seni ya Resûlallah!
Yine de tebessüm eden, daima gülen yüzün geliyor aklıma,
Seni hatırladıkça...
Ve doyamıyorum ya Resûlallah!
"Ümmetim!.." "Ümmetim!..." diyen o tatlı sözlerine.

Sen Muhammedü'l Emin'din...
Mü'minler de, müşrikler de, münafıklar da,
Tüm herkes ayni derecede güvenirdi sana.
Sen bu vesileyle almıştın bu güzel ismini:
"Muhammedü'l Emin!"
Güvenilenlerin en güvenlisi.
Oysa bizler ümmetin olarak, hiç güvenemez olduk bir birimize.
İçimizdeki güveni sarstılar.
Bizi bize yalancı çıkardılar.
Aslımızdan, kendi özümüzden uzaklaştırdılar ya Resûlallah!
Neden ki ya Resûlallah!
Tüm bunlar bize reva mi, cefa mi?

Sen edep ve hayâ abidesi idin ey Resûlallah!
Sen kimseye kötü söz söylemezdin.
İncitmezdin seni incitenleri bile.
Kimsenin sözünü kesmezdin, sükût ile dinlerdin.
Sen konusunca rüzgâr bile susardı.
Tüm kâinat seni dinlerdi.

Çok mütevazi bir yaşantın vardı,
Bir hurma yeterdi seni doyurmaya.
Yırtık olmasa da eski bir aban
Üzerine yattığında bedenine izi çıkan eski bir hasırdan
yatağın,
İçimi yaralıyor ya Resûlallah!
Seni bu hâlde gören Hazreti Ömer omuzları sarsıla sarsıla
ağladığında sormuştun:
"Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun?"
Ve demişti ki Hazreti Ömer:
"Ey Allah'ın Resûlü! İranlılar imparatorlarını sarayda
yaşatırken,
Bizanslılar Kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken,
Sen ki Allah'ın Resûlüsün...
İzin versen de, biz de seni..."
Anlamıştın sana söylemek istediğini.
Hüzünlü bir tebessüm ile:
"İstemez misin ey Ömer, dünya onların olsun,
âhiret de bizim..."

Tüm insanların dostuydun ve severdin herkesi
En çok da çocukları severdin.
Demiştin ki:
"Büyüklerimize hürmet etmeyen,
Küçüklerimize merhamet etmeyen bizden değildir."
Oysa simdi küçükler büyüklerine ne hürmet ediyor ne de saygi
gösteriyor.
Büyükler de küçüklerine sevgi ve merhametten yoksun ya
Resûlallah!

Sen çok cömerttin ya Resûlallah!
Evindeki tek hurmayı misafirine ikram edecek kadar.
Senden bir şey istenildiğinde "Hayır!" demezdin.
"Uhud dağı altın olsa ve benim olsa,
Üç günden fazla elimde tutmaz, hepsini dağıtırdım" dediğin
geliyor aklıma.

Kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdın sen ey Sevgili.
Bizler bugün annemize, babamıza, esimize, dostumuza dönüp,
Herkesi suçlar, ayıplar, yadırgar olduk.

Sen hem anasız hem babasız büyüdün.
Yetimliğin acısını onlara özlem duyarak yasadın.
Simdi ise ne anaya saygı kaldı ne de babaya...
Diyorum ya, her bir şey aslından iyice uzaklaştı ya Resûlallah!
Babasız çocuklar dünyaya geliyor.
Anneler çocukları kapı önüne bırakıyor.
Daha da ileri gidip onların katili oluyorlar.

Bir sabah uyandığımda kıyamet kopmuş olacak,
Korkuyorum...
Ne Rabbimin ne de Senin huzuruna çıkmaya yüzümüz var.
Biz çok değiştik ya Resûlallah!
Seni seven senin gibi olmalı: Senin gibi Allah'a kul olmalı.

Ümmetin için gözyaşı döktüğün zamanlar geliyor aklıma,
Oysa biz lâyık olabildik mi simdi sana?

hicretehli.sitemynet.com

EFENDİM'E,canım PEYGAMBERİM 'e..
Ne kadar uzak olsa yollar,
Yalın ayak,aç susuz varmak isterim,
Ellerim bağlansa ayaklarım zincirlerle,
Sürünerek Ravzana gelmek isterim.
Seni Rehberim bildim Efendim,
Ben Senin yolunda ölmek isterim..

Kokusu ciğerimi dalan güllerin ,
Dikenlerini seve-seve dermek isterim,
Gönlümdeki,gözümdeki perdelerin,
Hepsini çekip yırtmak isterim,
Seni önderim bildim Efendim,
Ben bu yolda çileler çekmek isterim..

Ölecek olsam bile varayım Medine'ye,
Son nefesimi orada vermek isterim,
Olurda belki eremem menzile,
Hiç olmazsa bu niyetle ölmek isterim.
Seni Hak Peygamber bildim Efendim,
Günahlarımı Sana dökmek isterim..

Taşını,toprağını,tozunu bile sevdiğim,
Mukaddes beldende erimek isterim,
Düşümde her gün görmek istediğim,
Cemalini canımdan özge sevmek isterim,
Seni gönlümün Fatihi bildim Efendim,
Hak yolda,yolunda can vermek isterim..
EFENDİM,PEYGAMBERİM (sallallahu aleyhi ve sellem)

islam_gunesi.com.tr.tc

Avucunda kurumus bir gül olmak isterdim SEVGİLİ..,
lütfedip de koklasan,
sanırdım CENNET kokuları sinmiş üstüme...
en güzel kokan benim..
yapraklarım canlanır..içim tazelenirdi..
sanırdım çiçek ben'im,
sevda ben'im,
hasret ben'im,
vuslat ben'im..
canım ben'im..EFENDİM..

Avucunda kurumus bir gül olmak isterdim..
dalından kopmuş,
rengi solmuş,o zayıf haliyle ,SEN 'de hayat bulmuş..
EY SEVGİLİ..EY SEVGİLİ !
sanırdım hayat ben'im,
ömür ben'im,
şafak ben'im,
gün ben'im,
canım ben'im..EFENDİM..

Avucunda kuruyup,yeniden dirildiğim ,
EFENDİM...PEYGAMBERİM..

salallahu aleyhi ve sellem

hicretehli.sitemynet.com

Uzansada zalim eller kalemime

Kelepce vursalarda ellerime

Gozyaslarimla gonul defterime

Harf harf, hece hece

Yine Hakk`i yazacagim...



Pirangalar vursalarda ayaklarima

Koysalarda demirparmakliklar ardina

Kalbim yuce Allah`in yolunda

Yorulmadan adim adim

Yine Hakk`a varacagim...



Her yerde tagutu anlatsalarda

Tapilacak tek Allah su dunyada

Kimse kalmaz bu mekanda

Kalbimin her atisinda

Yine Hakk`i anacagim...

islam_gunesi

VAR MISIN?

Var mısın gemileri yakmaya,

Cendereyle sıkılmaya var mısın?

Uçsuz bucaksız meçhullerde

Yapa yalnız kalmaya var mısın?



Var mısın candan canandan geçmeye

Zehiri bal ile aynı anda içmeye var mısın?

Benlik padişahlığından sıyrılıp

Rabbin köleliğine var mısın?



Var mısın varlığını yok eylemeye

Birlikte hiçliğe yönelebilir misin?

Kendini bilmenin ilim olduğu sahillerde

Ummandan bir katre olmaya var mısın?



Vuslat meltemlerine takılıp

Aşkın zerrecikleri olmaya var mısın?

Var mısın inandığın gibi yaşayarak

Peygamber maverasında doğmaya?


HİCRETEHLİ

FİLİSTİNLİ ÇOCUKLARA...

Küçük bedenleriniz ,çelikten birer siper,
Alnından öper sizi,kalkıp gelse Peygamber..
Sanki Asrı-i Saadet ,gözümden canlaniyor,
Bedir 'de doğan güneş ,Kudüs'te yükseliyor...

Fil yılı zannedersin ,dönüp geriye baksan,
Dün Kabe idi hedefte,bügün Mescid-i Aksa,
Çelik kafese girmiş,ordusu Ebrehenin,
Taş gagasında değil,elinde ebabilin...

Sersem bir kurşunla,kanın toprağa düşer,
Şan Şeref size kalır,bana ağlamak düşer,
Keşke bir şal olsaydım ,sarsan beni başına,
Ya da bir mendil olsam,Annenin göz yaşına...

Sizi gören Hayber'den ordu geliyor sanır,
Cennet göz kırpar size,Melekler size tanır,
Açılsa gönül gözü,kim bilir nasıl bekler,
Tebessümle saçını ,okşamayı Peygamber...

Bak şehitlerin şahı,uhuddan el sallıyor,
Hüseyin Kerbela'dan ,size selam söyluyor,
Avucunda taş ile ,şehadet müjden gelir,
Zafer tekbirleriniz ,çıkar Arşa yükselir...

İbrahimi bir zincir,her halkası mukaddes,
Kavganı anlatmaya ne dil yeter,ne nefes,
Cesaretiniz denktir,Bedirin Ashabına,
Şimdi gökten yetişir,Melekler imdadına...

Ben aciz kaliyorum,ölürken kardeşlerim,
Faydasız bir teselli dökülen gözyaşlarım,
Ya Rabbi Sen Rahmansın,lütüf,Kerem Sendedir,
Zafer ihsan ederek,bu ümmedi sevindir...

incitensevda_pulitzer.jpg

FİLİSTİNLİ BACIMA....
Duyuyorum yüreğimde acını bacım,
Benim de benliğimde çektiğin acı,
Belki baban cephede,belki de kardeşin,
Belki şehid olmuştur "HAK "için eşin,
Hasretsin biliyorum,sakin geçecek ana,
Özlemle bakıyorsun huzurlu bir zamana.

Allah için çarpışır Mücahidler yurdunda,
Sevmeye,sevilmeye muhtaçtır yavruların,
Gülen bir yüz görmeyi haşrettir anaları.
Elleriniz semada her an duada hazır,
Cesurca çarpışırken erkeğiniz cephede,
Silahları yetersiz,karınları aç hem de,
Şikayet etmezsiniz halinize milletçe..

Hayran kaldık bitmeyen kuvvetli imanlara,
Rabbim yardımcı olsun tüm inananlara,
Geçmiyor boğazımdan yediğim bu lokmalar,
Beni utandırıyor donatılmış sofralar..
Mecnun gibi düşünür,ararım ben bir çare,
Bir şeyler yapabilmek,sizler için tek çare..

Şükür ki,iman vermiş bizlere Yüce Allah,
sabret bacım,yardımı yakındır,
Öyle bir gün gelir ki,kaybolur acılar,
VE,sorulacaktır sebebin bu vahşetin,
Yardımcı olacaktır bilin ki size Allah,
Tevhid-i Sancağımız,LAİLAHE İLLALLAH !

HİCRETEHLİ

Ağıtlar yükselir semalarda,
Bugünde olamadım yanında,
Ateşler kor odu görmez bağrımda,
Ah! filistin halin nice,
Dua ettim yine sana bu gece...

Kafirler acımazsızca öldürüyor sizleri,
Bombalıyor evlere,imanlı yüreklere,
Onların ,islamı yok etmek hedefleri,
Ah! filistin halin nice,
Dua ettim yine sana bu gece....

Nasıl ölmedim hüznümden bilmem hala,
İman,Kur'an esir edilmişken dünyada,
İzleyici oldum,kanın namusun akarken sana,
Ah! filistin halin nice,
öldürmedi beni hala bu işkence...

Sen bu dünyada çekiyorsun çileyi,
Gazabı,kahrı,çileyi,işkenceyi,
Gönüllerimiz postul,arzulamaz şehadeti,
Ah! filistin halin nice,
Kavuşuversek Cennet'e öylece...

Gecelerin koynunda barınamaz mı oldun,
Filistin açacak bir güldün açmadan soldun,
acımasız kafirin kurbanı oldun,
Ah! filistin halin nice,
Akacak mı kanın daha böylece...

Ben köhne gönülle otururken burada,
Ahirette nasıl hesap veririm Yaratana,
Sunulurken muştular sana akan kanında,
Ah! filistin halin nice,
Cennet nasıp etin RABBİM nice...

Gözümden yaş yerinde,kan akması gerekirken,
Sen her dakika dualarımı beklerken,
Ben dünyanın peşinde yetişmeye çalışırken,
Ah! filistin,halin nice,
Ağladım,inledim sana sessizce..

Karaları bağladım taaa Hüseyin den bu yana,
Doymadı mı toprakların şehadet kana ?
Acınızdan taşları basıyorum bağrıma,
Ah! filistin halin nice,
Dua ettim sana yine bu gece...

islam_gunesi

Gönüllere bir mutluluk çöker



Soğukların yüreklere hüznü çökerken

Çocukça coşkunun beyaz karlarında

Depreşir sevda umutları

Şenlenir taze ruhlarda karlarla beraber



Sislerle karışık loş bir hüzün

Ömür tüketen hayata çile katarken

Kömürle ısınan sobanın yanışı gibi

Tüketir gönüllerdeki umutları da karlarla beraber



Bir beyaz müjdenin soğuk soluklarında

Tükenir yıpranmış vücutların çaresizliği

Mecalsiz umutlar kahrederken yürekleri

Açılmaktadır toprağın bağrı karlarla beraber



Doğumuna sevinç şarkıları söylediğimiz

Gönül meyvelerinin büyüyüp de dikilişi

Vuslat adına hayata sımsıkı sarılışları

Ömrün Mürvet diye yad edildiği karlarla beraber



Yeşili beyazlarla örtülü mezarlıklar gibi

Siyahı beyazlarla renklenmiş başımızda

Yorgun bakışlardaki çaresizlik okunurken

Yitirilen tezkiyesiz ömre kahredilir karlarla beraber



Götürüleceklerin hayalindeki hazla

Sözler tükenir, soluklar tükenir

Heybelerdeki yükün ağırlığına ömür tükenir

Taşınır dört can ile cansız beden karlarla beraber



Siyah örtüsü beyazlarla desenlenir adeta

Sessizce “seni beklemekteyim” der gibi toprak

Dostlar selanın kulak kabartılışındaki merakla

İsminin ölüme selamını duyarlar karlarla beraber

www.blogcu.com/HicretEhli/

31464_4638.jpg

Doğumla başlayıp ölümle biter..,
Meçhule yolculuk hayat dediğin...
Bazen mutluluktur,bazen de keder,
Gül diken misali hayat dediğin...

Gülücükler sahte maske takarız,
Yalanlar üstüne hayal kurarız,
Özümüz bicare,kimlik ararız,
Eğri-büğrü bir yol hayat dediğin...

Kimi cehaletin koynuna düşmüş,
Kimisi isyankar dünyaya küşmüş,
Bir kösede mahzun boğun bükmüş,
Gözyaşı,metanet hayat dediğin...

İki kapılı han ,gelen gidiyor,
Kuruyan yapraklar yere düşüyor,
Zaman acımasız,kesip biçiyor,
Kalanlar diyarı,hayat dediğin...

fatossenoglu_aglamak.jpg

EY ruh hekimleri,derdime çare bulun !
ruhumu kalıba kaybettim,sonum uçurum !
niçin öyle düşündünüz ki,uzun-uzun ?
ALLAHAŞKINA söyleyın,yoksa vahim mi durum ?

yok mu bir seyim?...öyle mi dediniz?..
bu uyku haplarını niçin verdiniz?
benliğimi arıyordum,anlamadınız siz ?
uyuyarak yaşanırmı ,öyle hissiz ?

fırtınalar kopuyor,ruhumda diyorum,
"bu her gencin başına gelir" diyorsunuz,
ben niçin böyleyım ?gençlik niye böyle ?
kim getirdi soruyorum,bizi bu hale ?...

"tavsiyem,fazla derine inme ,deli olursun ,
al bu hapları,sorulardan kurtulursun "
ey ruh hekimleri,uymak istemiyorum.,
çalınan benliğimi,ben geri istiyorum..
ÇALINAN BENLİĞİMİ İSTİYORUM...

beyaz_gul_resimleri_islam_gunesi

Bu gece rüyama ,
Gülleri kışkandıran ,
Gülüşünle gel,
SEVGİLİ..

Bu gece rüyama ,
Şefkatinle gözyaşımı,
silmeye gel,
SEVGİLİ..

Bu gece rüyama ,
Güzel sözlerinle gel,
Güzellikler ver bana,
SEVGİLİ...

Bu gece rüyama ,
Güzel gözlerinle bak gözlerime,
Bak yüreğime,gör hasretimi,
SEVGİLİ...

gozyasi-islamgunesi

ALLAH'ım değil namerte,eyleme merte dahi muhtaç,
SENDEN başka kapıya gitmez ,olsa da bu gönlü aç !
SANA kavuşmak ümidim,bana salihlerin yoluna aç,
SANA geldim,YA SUBHAN kavuşmak için yanar bu can..

gafle düşer gönlüm ,zaman-zaman günahkarım,
tövbe eder dönerim,ne yaptıysam pişmanım,
SEN bağışlıyansın tövbemle huzurundayım,
SANA geldim,YA GAFFAR! kavuşmak için yanar bu can..

salih ameler olan için,ölüm en güzel gün,
yüreğimde iman ateşi,korkuyorum sönmesin bir gün,
son ahiri zaman,ÜMMED-İ MUHAMMED üzgün,
SANA geldim YA RAHMAN,kavuşmak için yanar bu can

islam_gunesi

HAKKA AŞIK OLAN GELSİN

Bu yol Hak yoludur
Hakka aşık olan gelsin
Hak yolu derman yoludur
Derdine derman arayan gelsin

Hak Muhammedin yoludur
Muhammed Rabbinin Gülüdür
Sevda Güllerde gizlidir
Gönlünde Gül sevdası isteyen gelsin

Hak hayatın manasıdır
Hayatı anlamak isteyen gelsin
Hak sabrın kalesidir
Sabrı arayan gelsin

Hak mutluluk yoludur
Mutluluk arayan gelsin
Hak adalet divanıdır
Adalet isteyen gelsin

Hak insanda gizlidir
Kendini arayan gelsin
Hak rahmetin ummanıdır
Rahmet isteyen gelsin

Hak saygı yoludur
Saygı arayan gelsin
Hak sevgide gizlidir
Sevgi isteyen gelsin

Hak yolu umut yoludur
Ümitsizliğe düşen gelsin
Bu yol Cennet yoludur
Cenneti isteyen gelsin.

islam_gunesi-hicretelhi

Benim Dünyam....

Küçücüktü benim dünyam ,ikmizde sığardık ,

Yazık ki;giremedin ,göremedin onu,

İnan hiç öyle uzun boylu beklentilerim olmadı,

Küçük bir gülümseme sıcak bir tutuş,

Korkma üzmezdim seni,

Bana sıcacık baksaydın gecelerime yanlızlığıma girseydin,

Seni çok bekledim geceler boyu ama gelmedin ,Benim dünyamı göremedin,

Artık gözyaşlarım ve ben varız bu dünyada,

Seni senin yanlızlığında bırakıyorum,

Ben ve kendim sığıyoruz nasılsa BENİM KÜÇÜK DÜNYAMA.......

www.islam_gunnesi.com.tr.tc.jpg

muhtaç,

SENDEN başka kapıya gitmez ,olsa da bu gönlü aç !
SANA kavuşmak ümidim,bana salihlerin yoluna aç,
SANA geldim,YA SUBHAN kavuşmak için yanar bu can..

gafle düşer gönlüm ,zaman-zaman günahkarım,
tövbe eder dönerim,ne yaptıysam pişmanım,
SEN bağışlıyansın tövbemle huzurundayım,
SANA geldim,YA GAFFAR! kavuşmak için yanar bu can..

salih ameler olan için,ölüm en güzel gün,
yüreğimde iman ateşi,korkuyorum sönmesin bir gün,
son ahiri zaman,ÜMMED-İ MUHAMMED üzgün,
SANA geldim YA RAHMAN,kavuşmak için yanar bu can

3delilah.jpg

Bir zamanlar,

Zamanın ötesinden gelen biri yaşardı...


Belli ki, zamansızca varmıştı, buralara

Zaman zaman, bocalasa da

Zamanını yaşadı doyasıya...


Her insan gibi o da, sevdi...

Zaman zaman sevildi de,


Gel zaman git zaman,

zamanı geldi,

O da duramadı karşı, zamana


Bir sabah, zamansızca gidiverdi

Onun için zaman, o an durdu...


Zaman zaman ağladı, sevenleri

Zaman oldu, adı anıldıkça güldü, yüzleri ...


Uzunca bir zaman geçti üzerinden,

Ve bir zaman geldi,

zamanında, onu tanıyanların, zamanları da doldu


Ve her biri, burada kendilerine tanınan kısıtlı zamanı doldurarak,

zamansızlık boyutuna, vardılar...


Geriye kalan yine sadece zaman oldu...

1103577435.jpg

bir haber bekliyorum senden

ne zaman ne zaman geleceksin
gözlerim kapıda
ne zaman kapıma geleceksin
yüreğim soğuk ve gittiğin çok belli
ne zaman geri dönüp
gözlerimin içine bakıp
susacaksın...
ben bekliyorum hala
ne zaman geleceksin..

kirmizi_gul_resimleri_05.jpg

DOST...

dost dediğin,yağmurdan sonraki toprak kokusu gibi olmalı..dost dediğin insanın çoldeki tek pınarı olmalı,.
dost dediğin,bildiğin,hişsettiğin sen gibi olmalı.."
"dostun yürekten gelen hürmeti,onun el uzatması himmeti baska olur.çağlayanda su verseler ne çıkar,çoldeyken su verenin kıymeti baska olur.."
DOSTA giden kıvrım-kıvrım yolların ,
yokusu hoş,inisi hoş,güzü hoş,
ümitle geçen yılların,,
kışı da hoş,baharı hoş,güzü hoş..
sevenlerın sevgisini erenin,
muhabbet bağından güller derenın,
gönülden gönüle haber verenin,
sohbeti hoş,manası hoş,sözü hoş..
GERÇEK DOST (c.c.)ile kalın dostlar

beyaz_gul_resimleri_06.jpg

SECCADEM

Seher vakti ezanların nurunda,
Önüme serilir yeşil SECCADEM,
Her vakit namazda onun uğrunda,
Beni hakka götürüyor SECCADEM.
Hak huzura onun ile varılır,
Beş vakitte huşu ile durulur.
Kıyamda seccade huzur bulunur,
Velilerin yatağıdır SECCADEM.
KABE'nin örtüsü onun renginden
Kokusu has MEDİNE'nin gülünden
Hak'kın nuru akar dört bir yerinden
İlham kaynağıdır benim SECCADEM
MÜMİN'in rabbine vuslat zamanı,
Akıtır gözünden kan'ı revanı
Nur'u aydınlatır yedi cihanı
Yaratan'a kulluk yeri SECCADEM
SECCADE'min ucu KABE'bakar
Ruhu aydınlatır kalpleri açar,
Dört yanından Mümine nurlar saçar,
CENNET'den müjdeler verir SECCADEM.
Sıkıntı gelince,huzursuz olsan
Madde aleminde batağa dalsan
Gönülden şevk ile bir abdest alsan
Sana mutluluğu verir SECCADEM...

admin_6778680682.jpg

UNUTACAK MISIN !

Resulün çektiklerini,
Müşrüklerin işkencelerini,
Hamza'nın yüreğinin söküldüğünü,
UNUTACAK MISIN ?
Bilal'in taşlarla ezildiğini...

UNUTACAK MISIN ?
El-Halil'deki katliamı,
Filistin'deki mazlumlar,
Çeçenistan'ı,
Halepçeyi,
Bosna Herseki,
UNUTACAK MISIN ?
Topluca katliamları...

UNUTACAK MISIN ?
Şehid kardeşlerini,
Davaları için ölenlere ,
UNUTACAK MISIN ?
Hüseyin'in kıyamını,
Kerbela şehidlerini,
UNUTACAK MISIN ?
Canını cennet karşılığı Allah'a satanları...

UNUTACAK MISIN ?
Tüm namluların Müslümanlara doğrulduğunu,
UNUTACAK MISIN ?
Sana "yobaz"damgasını vurulduğunu,
UNUTACAK MISIN ?
Hayır,ben asla unutmayacağım..
YA SİZ ?

hjk.jpg

nasılda akıyor ,ömrün akışı,
görmeden baharı,görürüz kışı,
hiç ramba görmeden ,bir ömür boyu,
bir de bakarız ki,çıktık yokuşu..

yıldız gibi kayar,çocukluk günler,
geriye dönüş yok,YARATAN önler,
söyle bir nefes ,alamadan bir gün,
bakarsın ki aniden,geçmiş o günler..

bir menzile gidiş,sonu bitmeden,
saniye geriye döndürülmeden,
"hazır değilim"dersen de boşuna,
öteki aleme göçeriz birden..

ah ne kadar mühim ,şu ömrün sonu,
"zan"zannediyoruz ,galiba bunu,
bir fincan kahveden,yudum içmeden,
birden bakarız ki,içilmiş sonu !

cihan.jpg

GEÇEN ZAMAN AN GİBİ...



Geriye bakıyorum ve şaşırıyorum... Geçen zaman AN gibi.



Dil demeğe, yüz gülmeğe, el yazmağa zemin arıyor... Bazı menbalara ve mecralara ve meydanlara hasretimiz var... Ne demişler; "Ahi rette iman, dünyada MEKÂN gibi.



Dostlar, iyi dostlar... Billur ötesi bahçelerin göğünde ısınmış ve ışımış, güler yüzlü arkadaşlarım... Gönülden, gönüle bir saniyede kurulan köprüler üstünden hep birlikte yeryüzüne bakar gibiyiz... Bu dostluk tarif edilemez, fark edilir CAN gibi.



İçimde şavkı bol, iri meşaleler yanıyor... Artık, dolu-dizgin atlılar geçiyor yüreğimden... Bol hâreli, ebrûli ufuklarda kartal yüreğim pır, pır dolanıp durmada... Gözlerimde bayraklar uçuşuyor... Şuurumda düğün-dernek kurulmuş... İnanın tıpkı BAYRAM gibi.



Özlenen nesil; Aranan nesildir... Mutlaka varılacak ve bulunacak.. Yeni insan hesapsız olmayacak... Yeni insan, içinden pazarlıklı ve hesaplı da olmayacak... Bu toprağa yakışacak!.. Tıpkı insanoğlu İNSAN gibi.



Kâinatı gergefleyip bezeyen Kuvvet!



Seven, sevdiren, sevindiren Haşmet!



Dört mevsimi bir yıla sığdıran Kudret!



Şükür ki, en dürüst öğretmeni her birimizin yanı başında hazır tutuyor tıpkı ZAMAN gibi.



Güzeller en güzeli deyip gitmişler..



Verip gitmişler..



Onların yanında fakirin seslenişi (kusura bakılmaya) teli kopmuş,KEMAN gibi.



Eyvah ! Bu bazicede,(Dünya,oyun yeri) biz yine yandık.

Zira ki ziyan oldu,bilmem ne kazandık..

hadis.jpg

YAR DİYARI...

İnce uzun gider yol Yar şehrine,
Yokuşu sır,inişi sır,dizi sır,
Varlığı bir vara verenler yolu,
Yolu o gönül şehri gülistanın..

Koklayanlar tarif edemez imiş,
Yaprağı sır,dikeni sır,dalı sır,
Ne sümbül gibiymiş ne de gül gibi,
Gülü o gönül şehri güliştan..

Tadanların dili oldu lal gibi,
Arısı sır,peteği sır,çiçek sır,
Ne şeker gibiymiş,ne de bal gibi,
Balı o gönül şehri gülistanın..

Gülistan sır,gönül ona pervane,
Fuzuli sır,şirazi sır,Nabi sır,
Ne hoş seda gibi ne de bülbül gibi,
Bülbülü gönül şehri gülistanın...

Her seven içinde gizli bir sultan,
Ülkesi sır,sarayı sır,tahtı sır,
Ne padişah gibi ne de şah gibi,
Şahı o gönül şehri gülistanın...

gul_resimleri_5.jpg

YAR...(c.c.)

Bir lahza ayrı kalmak gönlüme cefadır YAR,
Rahmet dolu bakışın derdime şifadır YAR,
Küçük bir tebessümün tarifsiz bir sefadır,
Şu fani fırtınada limanın olasın YAR.

Hicranla yanan cana,ne olur gülesin YAR,
Çöle düşen gönlüme hoş feyzini salasın.
Gurbetin ölümümdür,Vuslata alasın YAR,
İnlerim susuzluktan Senki şelalesin YAR..

Karanlık yollarımda yanan mes'alesin YAR,
Kalbime huzur veren görülmemiş lalesin,
Bir ışık demetisin ruhuma halesin YAR,
Esiyor ılgıt-ılgıt meltemin nefesin YAR...

En tatlı nağmelerden daha güzel sesin YAR,
Mutluluk ülkesidir her düştüğüm kafesin,
Çünkü,Sen benimlesin,
Çünkü,Sen her yerdesin YAR...

bild17.jpg

İSLAK KARANFİLER...

yaktın da gittin yürekleri..
gönülleri kül ettin...
çok sevdin,çok sevildin,
bu dünyayı dar ettin

SEN GİTTİNCE YÜREKTEN AKTI KIRMIZI KAN,
gönüller bir an durdu,akla geldi RAHMAN,
o gidis ki öğretti manevi gaye'yi
binmek istemeyen yol verdi durdu kervan,

sanki gidisinle akıllar aldın da gittin,
dönülmez bir yola açıldın da gittin,
bir tutam macarayı saliverdin da suya,
nice canları cananları vurdun da gittin...

cevapsiz kaldı sual,açıldı deli kuyu,
çağırdın sonunda uyanılmaz uykuyu,
sabrınla salladın şu fani alemi,,
tutuklu yüreklere öğrettin bu düyguyu..

bağrın da barındı hep yeşil başlı kubbeler,
bekliyorlar seni saf-saf SAHABELER,
yüzlerde bıraktığın manası zor ifadeler,
ardında hep dua ve o islak karanfiler...

mekan cennet olsun dostum..görüsmek ümidiyle

56.jpg

Rasulümüz var bizim..

Aşık olmuşum ezel,
Mevlam ,yaratmış özel,
Hasreti bile güzel,
Resulümüz var bizim..

Nurdan ,Can Ahmed'imiz,
Hadisi Rehberimiz,
iftihar ettiğimiz,
Resulümüz var bizim..

Artar her an sevgisi,
Güzellik abidesi,
Nebilerin Nebisi,
Resulümüz var bizim..

Ümmeti O'na hayran,
Hak'kı ediyor şeyran,
Düşünür bizi her an,
Resulümüz var bizim...

Yüce makamı-Mahmud,
Ümmeti O'ndan hoşnud,
Aşkıyla kalbler mesud,
Resulümüz var bizim...

Miraç'ta gördü ikram,
Canımız O'na kurban,
iki cıhanda derman,
Resulümüz var bizim...

Kevseri içirecek,
imdada yetişecek,
Mizan'da bekleyecek,
Resulümüz var bizim..

Yüce Hak'ın övdüğü,
Ümmetinin sevdiği,
Şefaat istediği,
Resulümüz var bizim...

İki Cıhan Güneşi,
Canların Muhammedi,
Günahkarların ümüdi,
Resulümüz var bizim..

Şefaatçidir affa,
Bize desin MERHABA,
Nur Muhammed Mustafa,
Resulümüz var bizim.....(sallaallahu aleyhi ve sellem)

x1pnwjjkhj3o_wlbyfftpcs5jkhsomrlo0e2w8rdvfsc2tvgglmkzzg3iznx.gif

Öyle bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi!!!

Aklansın.....Ölümün kara düşleri

Korkuları,umutlara döndürsün

Rahmetinle,Her damlası

Cehennemler söndürsün......



Öyle bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi!!!

Cennetler beratı inci Damlalar,

Secdelerde seller gibi çağlasın

Etrafımda Haşre kadar melekler,

Sevinçlerle ağlasın......



Öyle bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi!!!

Eritsin....Buzlarını gafletin,

Gönül ufukları,Nura bürünsün

Açılsında Cehlin kara perdesi

Gerçek görünsün......



Öyle bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi!!!

Müjdeler Dökülsün,Arş-ı Ala'dan

Hidayet selleri,Sineme dolsun

Her Damlası Mahşer günü

Şahidim olsun......



Öyle bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi!!!

Esma'ndaki "Doksan Dokuz" aşkına,

Semalardan gufranını indirsin

Hesap günü,Titreşirken Mizan'da

Hicabımı dindirsin......



Öyle bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi!!!

Firdevs Göklerinden, Nur Sağnakları,

Dehşet günü,Sırat üzre saçılsın

Sekiz yerden,Sekiz Cennet kapısı

Bir Lahzada açılsın.....



Öyle bir Gözyaşı Ver ki Yarabbi!!!

Arıtsın....Şu Nankör nefsi Hevadan,

Bütün zerrelerim,Kur'an'la dolsun

Ve Mahşer Günü,Şu Tövbekar bedenim,

Şehitlerle Haşrolsun.......



AMİNNN

bild16.jpg

SELAM OLSUN...

Hamdolsun alemlerin Rabbi olan Allah'a!
Hamdolsun Rahman olana, Rahim olana!
Hamdolsun kendisinden başka ilah olmayana
Hamdolsun hakimiyette ortağı bulunmayana
Hamdolsun, bizleri yoktan var edene, yeryüzünde halife kılana
Hamdolsun Rasûller gönderene, kitaplar indirene!


Ve... Selam olsun gönderilen bütün Rasûllere!
Selam olsun, bizlere Allah'ın âyetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten kutlu elçilere!
Selam olsun, kalplerimizi, beyinlerimizi her türlü pislikten arındıranlara!
Selam olsun, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için çırpınıp duranlara!
Selam olsun, insanları insanlara kulluktan kurtarıp, Allah'a kul yapanlara!
Selam olsun, nemrudların, firavunların yakasından yapışanlara!
Selam olsun, tağutlarla nasıl mücadele edileceğini bizzat gösterenlere!
Selam olsun, Rablığa kalkışan, İlahlığa yeltenenlere haddini bildirenlere!


Selam olsun Adem'e,
Selam olsun Nuh'a
Selamun ala Nuhin fil alemîn
Selamün ala İbrahim
Selamün ala Musa ve Harun
Selamün ala İlyasîn
Selam olsun İshak'a, Ya'kub'a,
Selam olsun güzel yüzlü Yusuf'a
Selam olsun Davud'a ve Süleyman'a
Selam olsun aziz şehid Yahya'ya, Zekeriyya'ya!
Selam olsun Meryem oğlu İsa'ya

Ve... Selam olsun Allah'ın son Rasulüne!
Selam olsun dünya kuruldu kurulalı beklenene!
Selam olsun ümmetten ümmete anlatılan, anlatılan ve yolu gözlenene!
Selam olsun İbrahim'in duasına,
Selam olsun İsa'nın müjdesine,
Selam olsun Amine'nin rüyasına!
Selam olsun mazlumların sahibine,
Selam olsun kimsesizlerin kimsesine,
Selam olsun garipleri, mustazafları kanatları altında toplayana!
Selam olsun Bilal'in arkadaşına,


Selam olsun Selman'ın arkadaşına!
Selam olsun, bir yere giderken yerine İbn Ümmü Mektum'u vekil bırakana
Selam olsun evinde peş peşe iki gün doyasıya buğday ekmeği yenmeyene!
Selam olsun vücudunda dalga dalga hasır izleri olana!
Selam olsun, elinde veya evinde bulunanı dağıtmadan gözüne bir türlü uyku girmeyene!


Selam olsun Allah davetçisine,
Selam olsun ışıl ışıl aydınlık saçan 'Sirac-ı Münîr'e!'
Selam olsun, hüzünlenince "vela yahzünke-üzülme!" diye Allah'ın teselli buyurduğuna!
Selam olsun Rabbin terbiye ettiğine, hem de öylesine güzel terbiye ettiğine!
Selam olsun güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilene!
Selam olsun ahlâkı Kur'an olana, hayatı Kur'an olana!
Selam olsun, yüzü bir genç kızdan daha çabuk kızarana!

Selam olsun, Muhammed Aleyhisselam ile gönderilen nûru bugüne yansıtanlara!
Selam olsun, yurtlarını, yuvalarını Muhammedî nur ile aydınlatanlara!
Selam olsun, yavrularını, kalplerini, beyinlerini o Kuran'la ile doyuranlara, dolduranlara, tağutların kirletmeye çalıştığı minicik dillerini ve gönüllerini her akşam özenle temizleyenlere!
Selam olsun hayatın bütün alanlarına, zamanın bütün dilimlerine Muhammedî nuru taşıyanlara!



SELAM OLSUN HEP ÜMİT TAŞIYANLARA,ÜMİT DAĞITANLARA......

gul11a.jpg

inandığım mutluluk...

Her gun aslinda yeni bir baslangictir

Her gun gunes yeniden dogar ufuktan

Her gun baska bir mekandir dunya

Agaclar bile her mevsimde degisir

Bahar gelince baska bir kiyafete burunurler

Bulbul her sabah gule ezgisini sunar

Sabahin baslamasiyla kuslar oter

Bekledigimiz gunun bize ne hazirladigini bilemeyiz bazen...



Yeni bir gun, yeni seyler demektir

Tukettigimiz her nefes O`na yaklasmaktir

O`na bir adim daha yaklastigimizo gosteren bir pusuladir

Belki de budur benim tesellim

Yasamak icin enerji stoklamamin anlami bu olsa gerek

Dertlerimi elimin tersiyle bir kenara itisimin sebebi

Maziye aleve vermemin nedeni

Gozyaslarimi bazen yuregime akitmamin sebebi

O`na kavusmayi arzulamamdir aslinda...



Ben yine acilara inat

Mutlu oldugumu haykirmak isterim

Kalbimde bir hasret, dilimde bir vuslat var

Kalbim yarali, agzim muhurlu olsa da

Gozlerim tercumani oldu duygularimin

Agliyorum yine

Ama mutluluktan

O`na kavusma umidiyle saliyorum gozyaslarimi

Sessizce...

Dedim ya, yasamak cok guzel

Dogan her gun bize hediyelerle gelir

Her gun, her saatimiz hatta her nefesimiz

O`na bir adim daha yaklastigimizi simgeler

Hâlâ neden mutlu olmayayim ki...!!!!!!!!!!

ozlem10015.jpg

AFFEDERMİSİN ALLAH'IM




Yüklensem günahlarımı sırtıma

Tüm mahcubiyetimi alsam yanıma

Biraz da utanç duyarak kapına

Gelsem affeder misin ALLAH'ım

Gözlerim dolu yaşlarla

Günahlarımın verdiği pişmanlıkla

Ama beni affedeceğin umuduyla

Gelsem beni affeder misin ALLAH'ım

Hatalarımı bilsem de baş koydum yoluna

Sen çok affedicisin bağışlayıcısın ama

Benimde günahlarım çok fazla

Belki yüzüm yok gelmeye

Ama başka yerim yok gitmeye

Kalbimdeki sonsuz sevgimle

Gelsem beni affeder misin ALLAH'ım...


xvb.jpg

günah kervanı uzanmış gider,
insanlar şaşırmış ardından gider,
dünya feryat eder"durun !gitmeyın !"der,
bu feryadı duyar mı acep bir nefer?

dünyanın feryadını düymaz mısın sen ?
KUR'an-ın hükmüne uymaz mısın sen ?
hükümlerle yükümlüğünü bilmez misin sen ?
kervana dahıl oldun,habersız mısın sen ?
HABERSIZ MISIN ?


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/2/2007 - TARİKATLAR NİYE VE NASIL ORTAYA ÇIKTI

Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile otururken simsiyah saçlı ve bembeyaz elbiseli bir adam çıkageldi ve bizden kimse de onu tanımıyordu.

Eğer yoldan gelmiş osa idi yol yorgunluğu, kum fırtınasının etkileri gibi seferin meşakkatlerinin üzerinde görülmesi gerekirdi ve eğer yoldan gelmemiş ise zaten şehrin nüfusu belli herkes dede ve baba isimleriyle bile biliniyor ama şahıs tanınmıyor. O halde kimdi bu insan?

Ta ki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına (geldi ve) oturdu. Dizlerini dizine dayayıp elini de dizinin üzerine koydu. Sanki oradakilere bir Peygamberin önünde nasıl oturulacağını öğretiyordu. Bu arada alimlerin de Peygamber varisleri oldukları unutulmamalı.

İslam nedir, diye sordu. Efendimiz de; “Allah’a şerik ittihaz etmemek, namazı kılmak, zekatı vermek, Ramazan orucunu tutmak.” buyurdu.

Doğru söyledin dedi.

(Tabi yine hayret verici bir şey soru sormak o konudaki cehaleti gerektirir. Peygamberi tasdikse konuya vukufiyeti bildirir. Madem biliyor niye soruyor?)

İman nedir, diye sordu. Efendimiz; “İman, Allah’a, Meleklerine, Kitaba, Peygamberlerine inanmak ve yine öldükten sonra dirilmeye inanmak.” dedi.

Doğru söyledin dedi.

Sonra ihsan nedir, dedi.

“İhsan, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmen. Sen onu görmesen de O seni görmektedir.” buyurdu.

Buraya kadar İslam’ın üç temel özelliğinden bahsedildi.

Birincisi: İslam, yani âzâların yaptığı ibadetler namaz; bedenle zekat; hem mal hem beden...

İkincisi: Azalarla değil de yeri sadece kalbi olan iman bir insanın hakiki insanın inanmadığını bilemeyiz. Ta ki kalbini açmadıkça.

Üçüncüsü: Amel eden beden ile inanan kalp arasında bir köprü bir bağ, ibadetleri arıtma, saflaştırma köprüsü.

Hz. Ömer’in ben münafık oldum diyen sahabiye sebebini sorması ve onun da huzuru Resuldeki haliyle ailesi arasındaykenki halinin farklılığından şikayeti çok manidardır.

Demek ki sahabe Resulullah’ın huzurunda ayrı bir şevk ayrı bir haz ve ayrı bir itminan dugusu içinde. Hatta dünyalıktan başka işi olmayan bir çöl bedevisi bile Efendimizin meclisinde bir kere bulunması onu öyle değiştiriyordu ki artık kendisine yepyeni ve tertemiz bir hayat seçiyordu.

İşte insanlar o ortamda ve âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bir insanın yanında istenilen ihsanı çok iyi yaşadılar.

Hz. Ali’nin ayağına batan ok parçasını ben namazdayken çıkarın zira hissetmem demesi bu ihsana ulaşmanın belirtisidir. Toplumsal hayattan çok çok uzak bedeviler bile Efendimiz hazretleriyle geçirdikleri birkaç yıl sayesinde bir insanın insan olması gereken bütün vasıfları üzerinde taşıyan medeniyetler üstü bir topluluk oluyorlar. Herşey yerli yerinde giderken muayyen olan vakit geliyor ve alemlerin sultanı darul ukbaya irtihal ediyor.

İslamiyetin sınırları gayet genişledi. Artık yağmurun batıya veya doğuya yağması o kadar önemli değildi. Nasıl olsa İslam topraklarına düşecekti. Tabi bu toprak genişlemesiyle beraber müslümanlar da zenginledi. Dünya malı onları en hassas yerlerinden vurdu artık. Kalbin eski hassasiyeti kalmadı. Namazda konan sinek bile namazın fesadına götürüyordu. İhsan köprüsü çöktü artık amel eden aza ile inanan kalp ayrı ayrı çalışıyordu.

Feraset sahipleri bu köprünün hemen onarılması gerektiğini idrak ettiler. Malzemesi için de yaptığımız müddetçe yıkılmayacak iki sağlam şeyi seçtiler ve İslami hayatın kurallarını seçtiler. Sloganları ise “adımı adımına ittiba” sünneti hayatı kurallaştırıp bir hayat düzeni haline getirdiler ve ihsana ulaştılar. İşte siz bu yola ister ihsanın tekrar imarı deyin, ister adımı adımına ittiba deyin, ister nefis terbiyesi isterse tarikat (yollar) deyin hepsi aynı yere çıkar.

Artık Efendimizin yatması, kalkması, tavsiyeleri, hatta namaz kıldığı yerleri bile tesbit edip aynı yerde kıldılar.

Çocuklarımız baba! Peygamber Efendimizin yaşayışı nasıldı diye sorduklarında, işte Ahmet amcan, işte Zeki amcan gibiydi diye göstereceğimiz şahsiyetler çıktı ortaya. Bu aziz topluluk bir çok başarıya imza attılar. Sonraki gelen nesillerde de Ahmet ve Zeki amcaları çıktılar ama ilk nesildeki kadar fazla değillerdi.

Ben sofilerin çokca yetişememesini iki şeye bağlıyorum: Ya İnsanların yetişmesi için bu kuralların asra göre daha değişik uslup ve yöntemlere bindirilmesi. Ya da, ki kalbim buna kani, şimdiki sofilerin (madem  tasavvuf sünneti adımı adımına ittiba) ilmi yetersizlikleri. Sünnetler bilinmediklerinden veya ihmalden yapılmayıp sünnet olmayan şeylerin sünnet gibi yapılmaları. Yaşamak için sünneti bir yaşamın illa kalbe ilham yoluyla doğmasını beklemek hata olur. Hadis ve tefsir kitapları raflarda heder olmaktadır. Bir müridin yüzüne Kur’an okuyamaması en azından bir Buhari ve bir İlmihali bunun yanında bir akaid, siyer ve adap kitabını okumaması başlıbaşına bir ham sofuluk olabilir. Belki eksiklik budur. Belki de başka bir noktadadır. En iyiyi bilen Allah’tır.

Ricamız: O insanların sayılarının artabildiği kadar artmasıdır ve böylece sünnete ulaşma adı altında bir kaç yol ortaya çıktı. Kimileri kendini sadece cehri zikre adarken kimileri de sadece hafî zikre adadılar.

Cehri zikre adayanlar bunu ta Hz. Ömer’e hafi zikre adayanlar da bunu Hz. Ebubekir’e bağladılar. Bunların sebebini o şahısların fıtrî hallerinden dolayı olsa gerek.

Hafi zikrin Hz. Ebubekir’e, cehrininde Hz. Ömer veya Ali’ye niçin bağlandığına dair şimdiye kadar bir nakli delil müşahede etmedim. Mevzumuz buraya kadardı. Ama hadisin yarım kalmaması açısından hadisi tamamlamak istiyorum. Ve o adam saat ne zaman (kıyametin saati) diye sordu. Efendimiz: “Sorulan sorandan fazla birşey bilmiyor.” dedi. (Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bile böyle dedikten sonra birilerinin kıyamet hakkında konuşmaması gerekir.)

Alametlerinden haber ver deyince: Kölenin rabbini doğurması dedi.

(Ya kölenin Efendisinden çocuğu olunca o cariyenin o anda hür olması teşbih edilmiş olabilir. Ya da kıyamet zamanı doğan çocukların sanki bir terbiye edici gibi ve anneleri de sanki bir köleymiş gibi davranmaları olabilir) ve yalın, çıplak, fakir, köy çobanlarını bina yarıştırırken görmen (Fakir insanların bir anda zengin olması olabileceği gibi bina; güç ve iktidara diğer vasıflar da; çapulculuğa delalet edeceğinden kıyamet zamanı iktidarın çapulcu takımının elinde olacağını anlatmış olabilir). Hz. Ömer devam ediyor. Sonra (şahıs) gitti.Çokca düşündüm (3 gün olduğu rivayet var).

(Buluştuğumuzda) soru soranın kim olduğunu biliyor musun? dedi. Allah ve Rasulu en iyi bilendir dedim. O Cibrildi size dininizi öğretmek için geldi buyurdu. (Buhari ve Müslim)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/2/2007 - Tövde edenler

Tövde edenler

 

Müslüman,dalgaların önünde sürüklenmek ve insanlık kervanının ardında kuyruk olmak için yaratılmamıştır.Cemiyete ,medeniyete ve aleme yön vermek için dünyaya gelmiştir.İnsanlığa yol gösteren,beşeriyete güç veren odur.Çünkü o,büyük bir davanın adamıdır.Ve gerçek ilmin sahibidir.dünyanın gidişatından ve harekatından o mesuldur.Başkalarına ,özenmek ,başkalarının izini takip etmek ona yaraşmaz.Onun vazifesi yön vermek,kumandanlık yapmak ,lider olmak ,irşad etmek,iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamaktır.Eğer zaman büsbütün kötüleşir,cemiyet isyan duygularıyla kabarır ve doğru yoldan saparsa müslümanın vazifesi kadere sığınmak,zaman teslim olmak,zamana uymak değildir.Bu durum karşısında müslümanın vazifesi Allahın hükmü tecelli edinceye kadar kötülüklerle yılmadan mücadele etmektir. Tarifi imkansız güçlükler ve zorluklar karşısında yılmak kaza ve kadere sığınmak zayıf ve bayağı kişilerin harcıdır.Gerçek müslüman Allahın üstün kazası ve değişmeyen kaderidir

TÖVBE EDENLER

Tevbe veya tövbe; yaptığı kötülükten pişmanlık duymak, bir daha yapmamaya karar vererek, Cenâbı Allah'tan af dilemektir. Yalnız günah işlemiş olanların değil, bütün mü'minlerin günahlardan arınarak kurtulmaları, ancak tövbe etmekle mümkün olur. Tövbe, bir kulluk görevidir ve her zaman yapılması gerekli bir ibadet şeklidir. Hucurat 49/11: " Kim ki tövbe etmez, işte böyleleri zalimdir. "

ALLAH TÖVBE EDENLERİ SEVER
2/222: ... Allah, çok tövbe edenleri sever...
9/118: ... Şüphesiz ki Allah TEVVÂB'tır, Tövbeleri çok kabul edicidir, RAHÎM'dir, merhameti sınırsızdır .

Tövbe edenler, Cenâbı Allah'ın sevgisi ile yücelmiş mutlu benliklerdir. Onlar Allahü Teâlâ'ya yönelerek her zaman çok ve pek çok tövbe ederek kulluk görevlerini yerine getirirler. Cenâbı Allah'ın bir isim sıfatı da tövbeleri çok kabul eden, tövbe nasip eden, Kendisine yönelenleri karşılıksız bırakmayan anlamında TEVVÂB oluşudur. Tevvâb'lık ve kuldaki " tövbe etme " ilişkisi, bir yaratılış yasası olarak her zaman devam etmektedir. Kul, bilip bilmediği günahlardan dolayı Cenâbı Allah'a sığınarak tövbe edecek ve çok affedici ve merhametli olan Yüce Allah'da kulunu bağışlayacaktır.

AF DİLEMEK BİR İBADET ŞEKLİDİR

24/31: ... Ey mü'minler, hepiniz topluca Allah'a tövbe edinki kurtuluşa erebilesiniz.
51/81: Takva sahipleri seher vakitlerinde af dilerlerdi.

Tövbe, sadece günahlardan kurtulma değil, aynı zamanda bir ibadet şeklidir. Cenâbı Allah, bütün mü'minleri tövbe etmeye çağırmaktadır. Allahü Teâlâ'ya sığınarak tövbe etmek, aynı zamanda imanın kuvvetlenmesini de gerçekleştirir. Böylece bilip bilmediği günahlardan affa erişen mü'min, günahsız olarak bir üst mertebeye çıkarak yücelecektir. Hadis de: " Tövbe eden hiç günah işlememiştir. " diye buyrulması tövbenin önemini vurgulamaktadır.

Kur'ân; kemale ermiş benliklerin temsilcisi takva sahiplerinin tövbe ibadetlerini gecenin son üçte biri olan seher vakitlerinde yaptıklarını belirtmektedir. Tövbe, günün her vaktinde yapılırsa da seher vakti; dua, af ve merhametin kabulü bakımından çok önemli bir zaman dilimidir. Peygamber Efendimiz : " Ben her gün 70 defadan çok tövbe ederim. " diye buyurmakla tövbenin her zaman yapılması gereğine açıklık getirmiştir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/2/2007 - Muhammed (s.a.v) Muhabbettir.

Muhammed (s.a.v) Muhabbettir.

Hakikatın Merkezi

 

 

Muhammed (s.a.v) Muhabbettir. 


Aşk ehli taşı gediğine koymuş:

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl

Muhabbetsiz Muhammed’den ne hasıl?

Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül. Sevginin bedelini ödeyen Yakub gibi, uzaktaki Yusuf’u koklayan bir yürekle gözlerini takas edenler alabilirdi o gülün kokusunu.

Aşkı ve acıyı ondan öğrendik. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın sırrını o öğretti bize. Göklerin sofrasını o açtı önümüze. Onun sayesinde tenezzül buyurdu ALLAH yüreklerimize.

Evet, aşkı ondan öğrendik: Sevdi ama sevdaya “kara” çalmadı. Sevdanın yüzünü karartmadan sevmeyi beceremeyenlere, “ak sevda”yı öğretti. Aşka istikamet açısı verdi. Sadece o açıyı takip edenler aşkın sırrına erdi.
Başkalarının öğrettiği aşk sahibini tutuklayan bir tutkuya dönüşüyordu. Onun aşk öğretisi ise sahibini özgür kıldı. O aşk çizgisini izleyenler sevdikçe özgürleştiler, özgürleştikçe sevdiler ve sonunda hayatı bir demet muhabbete dönüştürdüler; muhabbete, yani insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesine…
İman etmedikçe cennete giremezsiniz” diyordu; fakat daha müthiş, insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: “birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!” Bu, imanı yetiştiren toprağın sevgi olduğunu ifade etmekti. Muhabbetin yürekte istikrar bulmuş hali olan iman, ancak sevgi toprağında boy verebilirdi.
Dahası “Mü’min, seven ve sevilen dost olan ve dostluk kurulandır, sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!” diyordu. Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veriyordu.
Onun sevgisi, canlıları aşıp cansızları dahi kuşatıyordu. Uhud için diyordu ki; “Uhud, o bir dağ; ama o bizi sever, biz de onu severiz!”
Dağla sevişen, dağı seven ve dağ tarafından sevildiğini farkeden bir yürek nasıl bir yürektir? Bu insanı yürekten sarsan muhabbet dersinin, bizim özlemeyen, sızlamayan, yanmayan, inlemeyen, sevmeyen, duyarsız, taşlaşmış ve hatta taştan daha da katılaşmış yüreklerimizde yaptığı yankı nedir?
Modern birey anlayabilir mi bu tavrı? İçinde yürek yerine taş taşıyan modern insanda nasıl bir karşılık bulur bu davranış? Şairin “Şarkı görmez, garbı bilmez, görgüden yok vayesi/Bir utanmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermayesi” dediği bedeviden bozma, köylülüğe müptela, varlıkla sınanınca lümpen kaprislerine, yoklukla sınanınca aşağılık komplekslerine kapılanlar, nasıl anlar ve anlatır, nasıl yaşar ve yaşatırlar bu muhabbeti/Muhammed’i?
Muhabbeti Muhammed’den öğrenenler ölmemenin sırrını da öğrenmiş oldular. İşte onlardan biri, bu sırrı şu dizelerle açığa vurdu:
Âşık öldü diye salâ verirler
Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez
Âşıkların ölmeyeceğinin ondan güzel kanıtı olur mu? Muhabbetin merkezi olan gönülden yola çıkarak anlayın bunu: Birine “alçak” derseniz hakaret etmiş olursunuz, “alçak gönüllü” derseniz iltifat. Çünkü gönül öyle yüce bir makam ki, kendisine ilişen alçaklığı bile elinden tutup katına yüceltir, “alçak gönüllülük” bir yücelik olup çıkar.
Acıyı da “Ben hüzünlerin peygamberiyim!” itirafında bulunan o Ufuk İnsan’dan öğrendik: Saçları sevdiklerinin ölümüyle değil, ALLAH’la ilişkisini örselememek uğruna gösterdiği çabayla ağaran Yüce Önder, Kutlu Rehber’den. Çağların günahını yıkamak için gece yarıları saldığı gözyaşları, yattığı şilteyi ıslatıp Aişe’yi uyandıracak kadar sel olup çağlayan Ayaklı Kur’an’dan.
Bu soylu acı değil miydi, Hıra’da kendi ruhunu yeniden doğuracak bir sancıya ebelik eden? Buna insanın oluş sancısı da diyebilirsiniz. Baksanıza o okyanus misali kutlu sancıdan payına bir damlacık düşenler, yaşadıkları çağın, ‘nükleer güç merkezlerinin’ dahi yanında yaya kaldığı etkinlikte birer ‘gül ve güç merkezi’ oluyorlar!
Çağın Ebu Cehillerinin onu anlamasını, onu sevmesini kimse beklemesin. Değil mi ki o, atası İbrahim gibi insanlığa şeytanı, şeytanları taşlamayı öğretti. Şeytan ve dostları da o gülü ve onun gül yüzlü dostlarını taşlayacaklardır.
Ben modern Ebu Cehillerin yaptığından daha çok, ona ümmet olduğunu söyleyenlerin yaptıklarının onu üzdüğünü düşünüyorum. Onun mirasına sahip çıkması gerekenler, sadece sakalına ve hırkasına sahip çıkıp onun öğretisini çağın dışına atmakla onu daha fazla üzüyor olsalar gerek.
ALLAH’ın bize gönderdiği Hz. Muhammed (sonsuz sayıda selam, hürmet ve muhabbet ona olsun) bir tek Muhammed idi. Fakat, geleneğimiz en az üç Muhammed ortaya çıkardı: 1. Göklere çıkartılan insanüstü Muhammed 2. Ara kablosu, postacı muamelesine maruz bırakılarak aşağılanan Muhammed 3. Kur’an’ın tanıttığı muhteşem bir ahlaka sahip olan örnek insan Muhammed.
Bir de muhaddislerin ömrü boyunca hep konuşan ve hiç iş yapmayan Muhammed’i, sûfilerin ömrü boyunca içiyle uğraşıp dış dünyaya sırt dönen Muhammed’i ve fakihlerin işi-gücü Kur’an’ı kodifike edip ondan formel hükümler devşirmek olan Muhammed’i var.
Ama bu satırları bitirmeden, o insan güzeline bir maruzatım var:

Seni çok özledik, bizi bu çağa karşı dik tutan senin kokundur:

Yel essin Ya Rasullallah…
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/2/2007 - DİNİ KISSALAR''KUL HAKKI'' !!!!GEÇMİŞİNİ UNUTAN

Bayezid-i Bestami yağmurlu bir havada Cuma namazına gitmek için evinden çıktı. Sağanak halinde yağan yağmur, yolu çamur haline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihata duvarına dayandı.Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca camiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecusinin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek;

-"Onunla helalleşmeden nasıl Cuma namazını kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allahü Tealanın huzurunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecusinin kapısını çaldı. Kapıyı açan mecusi;

-"Buyrun bir arzunuz mu var?" diye sorunca;

-"Sizden özür dilemeye geldim," dedi. Mecusi hayretle;

-"Ne özrü?" diye sordu. O da;

-"Biraz önce duvarınızı çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil.Yağmurun şiddeti bana bu inceliği unutturdu." deyince, Mecusi hayretle;

-"Peki ama ne zararı var? Zaten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi. Bayezid-i Bestami (k.s.) Hazretleri,

-"Doğru ama, bu bir haktır ve sahibinin rızasını almak lazımdir" dedi. Mecusi; .

-"Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dininiz mi öğretti?" diye sorunca;

-"Evet, dinimiz ve bu dinin peygamberi olan Muhammed aleyhisselam öğretti." dedi. Mecusi;

-"O halde biz niçin bu dine girmiyoruz?" diyerek kelime-i şehadet getirip müslüman oldu

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/2/2007 - PEYGAMBER EFENDİMİZİN VEDA HUTBESİ

                                             

Bismillahirrahmanirrahim

"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha bulusamiyacagim.

"Insanlar!

"Bugünleriniz nasil mukaddes bir gün ise, bu aylariniz nasil mukaddes bir ay ise, bu sehriniz (Mekke) nasil

mübarek bir sehir ise, canlariniz, malariniz, namuslariniz da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden

korunmustur.

"Ashabim!

"Muhakkak Rabbinize kavusacaksiniz. O'da sizi yapti olayi sorguya cekecektir. Sakin benden sonra eski

sapikliklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayiniz! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,

bulunmayanlara ulastirsin. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunlari daha iyi anlayan birisine ulastirmis

olur.

"Ashabim!

"Kimin yaninda bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her cesidi kalidirilmistir. Allah

böyle hükmetmistir. Ilk kaldirdigim faiz de Abdulmutallib'in oglu (amcam) Abbas'in faizidir. Lakin

anaparaniz size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme ugrayiniz.

"Ashabim!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldirilmistir, ayagimin altindadir. Cahiliye devrinde güdülen

kan davalari da tamamen kaldirilmistir. Kaldirdigim ilk kan davasi Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin

Rabia'nin kan davasidir.

"Ey insanlar!

"Muhakkak ki, seytean su topraginizda kendisine tapinmaktan tamamen ümidini kesmistir. Fakat siz bunun

disinda ufak tefek islerinizde ona uyarsaniz, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak icin bunlardan da

sakininiz.

"Ey insanlar!

"Kadinlarin haklarini gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanizi tavsiye ederim. Siz kadinlari, Allah'in

emaneti olarak aldiniz ve onlarin namusunu kendinize Allah'in emriyle helal kildiniz. Sizin kadinlar üzerinde

hakkiniz, kadinlarin da sizin üzerinizde hakki vardir. Sizin kadinlar üzerindeki hakkinizi; yataginizi hic

kimseye cignetmemeleri, hoslanmadiginiz kimseleri izininiz olmadikca evlerinize almamalaridir. Eger

gelmesine müsade etmediginiz bir kimseyi evinize alirlarsa, Allah, size onlarin yataklarinda yalniz

burakmaniza ve daha olmasza hafifce dövüp sakindirmaniza izin vermistir. Kadinlarin da sizin üzerinizdeki

haklari, mesru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü'minler!

"Size iki emanet burakiyorum, onlara sarilip uydukca yolunuzu hic sasirmazsiniz. O emanetler, Allah'in kitabi

Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü'minler!

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslümanin kardesidir ve böylece bütün Müslümanlar

kardestirler. Bir Müslümana kardesinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoslugu ile vermisse

o baskadir.

"Ey insanlar!

"Cenab-i Hakk her hak sahibine hakkini vermistir. Her insanin mirastan hissesini ayirmistir. Mirasciya vasiyet

etmeye lüzüm yoktur. Cocuk kimin döseginde dogmussa ona aittir. Zina eden kimse icin mahrumiyet vardir.

Babasindan baskasina ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden baskasina intisaba kalkan köle, Allah'in,

meleklerinin ve bütün insanlarin lanetine ugrasin. Cenab-i Hakk, bu gibi insanlarin ne tevbelerini, ne de adalet

ve sehadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!

"Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap

olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin

da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda

en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir.

"Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu

dinleyiniz ve itaat ediniz.

"Suclu kendi sucundan baskasi ile suclanamaz. Baba, oglunun sucu üzerine, oglu da babasinin sucu üzerine

suclanamaz.

"Dikkat ediniz! Su dört seyi kesinlikle yapmaycaksiniz:

  • Allah'a hicbir seyi ortak kosmayacaksiniz.
  • Allah'in haram ve dokunulmaz kildigi cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
  • Zina etmeyeceksiniz.
  • Hirsizlik yapmayacaksiniiz..

"Insanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri

zaman kanlarini ve mallarini korumus olurlar. Hesaplari ise Allah'a aittir.

"Insanlar!

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"

Saheb-i Kiram birden söyle dediler:

"Allah'in elciligini ifa ettiniz, vazifenizi hakkiyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatta bulundunuz, diye

sehadet ederiz!"

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) sehadet parmagini kaldirdi, sonra da cemaatin üzerine cevirip indirdi ve söyle buyurdu:

"Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab! Sahid ol, yâ Rab!"

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/2/2007 - DİNİ KISSALAR''RESULULAH'A İTAAT EDEN AĞAÇ''

Cabir radıyallahü anh anlatıyor:

Peygamber aleyhisselam ile beraber yola çıkmıştık,. Geniş bir va­diye gelince, Allah'ın Resulü abdestini bozmaya gitti. Ben de peşinden içinde su bulunan bir kapla kendisini takip ettim. Peygamber aleyhis­selam etrafına baktı. Abdest bozmak için görünmeyecek bir yer bula­madı. Uzakta vadinin kenarında iki ağaç görüverince de onlardan bi­rinin yanına gitti. Dallarından birini alıp «Allah'ın izni ile benimle yürü!» buyurdu. Ağaç burnu halkalı deve gibi. Peygamber aleyhisselamın arkasını takip etti. Sonra diğer ağaca gitti. Onun da bir dalını alıp «Allah'ın izniyle benimle yürü!» dedi.Önceki dal gibi bu da emre itaat gösterdi. İki ağaç arasındaki yere girince, bunları biribirine yanaştır­dı ve: «Allah'ın izniyle bana üzerimde örtü vazifesini görmek için bir­leşin!» buyurdu. İki ağaç biribirine yapıştı.

Bu arada ben, Allah'ın Resulü benim kendisine yakın olduğumu hissetmesin de, yine uzağa gitmek mecburiyetinde kalmasın diye bu korku ile hızlıca geri çekildim ve uzakta oturdum. Bu fevkalade ha­dise karşısında kendi kendime düşünmeye başladım. Peygamber aley­hisselamı benden tarafa dönmüş gelir vaziyette gördüğüm zaman, iki ağaç da biribirinden ayrılmış ve gövdeleri üzerine dik olarak duruyor­lardı. Allah'ın Resulünün bir an durduğunu ve başı ile, ağaçların kendi Yerlerine gitmeleri için işarette bulunduğunu gördüm. Sonra Peygam­ber aleyhisselam yine benden tarafa doğru gelmeye. devam etti. Bana yaklaşınca: Ey Cabir: Oturduğum yeri gördün mü? diye sordu. Ben de: Evet. gördüm, ey Allah'ın Resulü, diye cevap verdim.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

iSLaM SiTeSiNe HoS GeLDiNiZ

Yüreğin yüreğimi sürüklemişken, Seni Ondan(cc) sevmeyi öğrenmişken, Bu kalbi içime verenden, Senin sevgini içime serenden, Seninle cennet dilerim..

SeH SeYDaM SeLHaTTiN

Graphics by yinebiirgulnihal/YBG

MEKKE

Graphics by ZoRGuNLeR

Kategoriler

» ZoRGuNLeR






























DiNi BöLüMü

Paratikla.com - Internette Gezinirken Para Kazanın